1.Bölüm - Ulu Sarkaç
"Ablası Çizelge’ye göre yaklaşık 10 aydır ortalıkta yoktu. Kaçtığı sabahın bir önceki gecesinde tedirgin ama kendinden emin biçimde. “Göreceksin, sana göstereceğim bütün gerçekleri.’ demişti Ati'ye."
YAZIN
Canan Hodaman
9/11/20264 min read


“Zamanın suyunda yıkanan taşın yüzeyi pürüzsüzleşir.” diye tekrar etti Sevgi. Her zamanki gibi ciddiydi ama bugün bakışlarını Ati’den ayırmıyordu. Ati acele etmeye çalışıyordu. Gömlekleri ve pantolonları valize yerleştirirken ayakları birbirine dolanıyordu. Farkında olmadan parmağını valizin fermuarına kaptırdı. Hemen çekip diliyle parmağını ıslattı. Sevgi’nin bakışı değişmedi. Bugün değildi, dedi içinden. Atkısını boynuna doladı. Komodinin üstündeki saatini alıp cebine attı. Odası gözüne eskisinden daha solgun göründü. Sarmal oymalı ahşap başlığı ile iki yatak, ahşap gri renkli iki dolap ve bir çalışma masasından başka bir şey yoktu. Odasının yapısı insanların içini daraltırdı ama Ati burada sakinleşirdi. Ablası zamanında renklendirmek istese de Ati kabul etmemişti. Diğer kızlar gibi odada fazla eşya istemiyordu. Hem yönetim görse izin vermezdi. Ama artık Ati bir daha göremeyecekti. Çantasını hızla sırtına aldı. Sevgi, Çizelge’ye göre yaklaşık yarım saat önce gelmişti. Kapıyı çalma nezaketini göstermeden odaya dalmış, perdeleri hiddetle açarak Ati’yi uyandırmıştı. “Gidiyorsun.” demişti ve kapının eşiğinde durmuştu. Ati eski ahşap sarmal oymalı kapının önünde istifini bozmadan duran Sevgi’ye baktı. Kapının kendisinden pek farkı yoktu sanki yıllardır orada duran ahşabın bir parçasıydı. Sevgi’yi küçüklüğünden beri tanırdı. Ak saçlarını başının ortasından ayırıp sıkı bir şekilde ensesinde topuz halinde toplamıştı. Son derece disiplinli ve sert biriydi. Sevgi sonunda hareket etti. Topallayarak valize yöneldi ve valizi yatağın üstünden indirdi. Çizelge Koruyucusu Çiçek Hanım’ın yanında çalıştığı dönemde itibar sahibiydi. Söylenene göre düzen oluşmadan önce Çiçek Hanım’ın büyükannesiyle birlikte Zaman Savaşı’nda bacağını sakatlamıştı. Çiçek Hanım tarih derslerinde buna “Zamanın Bedeli” derdi. Herbisitler yönetimi ele geçirdikten sonra çok şey değişmişti. Şimdi tüm ayak işleri ona kalmıştı.
“Çiçek Hanım’ın odasında, seni gördükten sonra gideceksin.” dedi Sevgi valizi sürerken. “Çiçek Hanım’ın ruhu zamanın ötesine geçsin.” dedi Ati ciddiyetle. Sevgi Ati’nin yüzüne karşı sevgi kırıntısıyla “Zaman bir akarsudur.” dedi. Odadan çıktılar. Ati, Sevgi’yi takip ediyordu. Sonbahar rüzgarının uğultusu koridordaki pencereyi sızlatırken Sevgi’nin topuklarıyla çıkardığı ses Ati’nin beyninin içinde yankılanıyordu. Koridora bakan tüm kapılar kapalıydı. Perdeler kapalıydı. Gün ışığı pencerelerden içeri girmediği için simsiyah görünen bu koridorda oyunlar oynamıştı. Sarmal biçimde uzanan koridor bina çıkışına uzanıyordu. Yatakhane binasından çıkarken Ati dönüp binaya baktı. Üç yaşından beri bu binadaydı. İlk günü dün gibi hatırlıyordu. Ablasıyla birlikte girmişlerdi bu binaya. Çiçek Hanım odalarını göstermişti. İkisine birer saat vermiş ve “Zaman pusulanızdır.” demişti. Annesi öldükten sonra gelmişlerdi. “Lavanta kokulu annem. Şu halime bak.” diye düşündü. Gözleri doldu. Sevgi’ye yetişmek için döndü. Topal bacağının tarafına hızlıca geçti. “Ne yapmışım?” dedi ciddiyetle. “Ablan Çizelge’nin ötesinde insan topluyormuş.” dedi Sevgi. “Ablam bir katil.” dedi. Bu söz eskisi kadar canını yakmıyordu. Ablası Çizelge’ye göre yaklaşık 10 aydır ortalıkta yoktu. Kaçtığı sabahın bir önceki gecesinde tedirgin ama kendinden emin biçimde “Göreceksin, sana göstereceğim bütün gerçekleri.” demişti Ati’ye.
Hava aydınlanıyordu ama Ati, gün ışığının yalnızca kendisine ulaşmadığını hissediyordu. Yolun sessizliğini elindeki sepetten düşen elmayla Çınar bozdu. Ati ve Sevgi ona döndü. “Meyveler mutfakta bitmişti. Kahvaltı için meyve suyu sıkacaklarmış.” dedi. Çiftçi olan Çınar hızlıca bu cümleleri söylerken bir Sevgi Hanım’a, bir Ati’ye bakıyordu. “Benim çelimsiz kahramanım.” Sevgi başını çevirip yürümeye devam etti. Çınar Ati’den gözünü ayırmıyordu. “Kimseyi tehlikeye atamam.” diye içinden geçirirken Çınar’a gülümsedi Ati. Koruyucu Binasına doğru ilerlediler. Koruyucu Binasına girerken Sevgi saatini kapıdaki okuyucuya tuttu. Kapı açıldı. Geceliğiyle daha yeni uyandığı belli olan Nazlı Hanım kapıdan hızlıca çıkıp Ati’nin kolundan tuttu. “Sen güçlüsün.” dedi. Sevgi boğazını temizledi. Ati hiçbir şey demeden kapıdan geçti. Binanın girişinde, birbirlerine geçen irili ufaklı sayısız saatten oluşan “Ulu Sarkaç” anıtı vardı. Saatler muntazam bir düzen içinde birbirine bağlanmıştı. Her bir saat durmadan çalışmaya devam ederdi. Asırlardır Çizelge’nin dengesini bu anıt sağlardı. Ablasıyla birlikte burada Zaman Elçilerine dua ederlerdi. “Zaman Elçileri bizi geçmişin ve geleceğin kötülüklerinden haberdar et. Zaman bizim pusulamızdır.” Ablasıyla saatleri saydıkları olurdu. Ati 100 saatten oluştuğunu söylese de ablası dikkatli bakmadığını “Zamanın içinde zaman var.” diyerek küçük saatlerin içerisinde de saat olduğunu iddia ederdi. Ati ona inanırdı ama gözleri dediği saatleri hiç görmezdi. Anıtın hemen yanında iki yayın arasına yerleştirilmiş Yönetici Portreleri yer alıyordu. Büyükanne “Sümbül”, yanında Anne “Papatya”, kızı Çiçek Hanım ve onun yanında Herbisit yeğeni Menekşe yer alıyordu. Çiçek Hanım hariç her birinin portresinin önüne, anıları için, isimleriyle aynı çiçekler koyulmuştu. Çiçek Hanım’ın önüne tüm çiçeklerden oluşan bir buket vardı. Geldiklerinde Sevgi durdu. “İçeri yalnız gireceksin.” dedi. Ati kapıya yöneldi.