Ankara Ekspresi

Günlerden bir gün bir yolculuğa çıkmak istedim, kimseye fark ettirmedim. Arkadaşlarımı görmeye gideceğim gibi bahanelerim vardı ama niyetim, nereye koyacağımı bilemediğim öznesinden uzak bir arzuyu anlamlandırma çabasıydı.

ANLAT BAHANECI

Defne Öcal

12/18/20252 min read

yellow and black train door
yellow and black train door

Kiminle olursam olayım, konu hep aşka geliyor son zamanlarda. Herkes aşktan bahsediyor, herkes aşk yaşıyor. Aşk insanın kendisini sahiplenmesidir der küçük İskender, sahiden de böyledir. Benim de kendimi sahiplendiğim bir hikâyem var, kendimi sahiplendiğim bir deliliğim var, bir aşkım var. Sözüne güvendiğim biri boşuna “aşka düşmek” demiyorlar derdi; aşk pek akıl işi değil, aşka düşülür. İşte ben de aşka düştüm.

Günlerden bir gün bir yolculuğa çıkmak istedim, kimseye fark ettirmedim. Arkadaşlarımı görmeye gideceğim gibi bahanelerim vardı ama niyetim, nereye koyacağımı bilemediğim öznesinden uzak bir arzuyu anlamlandırma çabasıydı. Onun hayal olmadığını görmek istiyordum. Aslında biz, gittiğimiz her yerde birbirini gören bir ikiliydik. Tunalı’da bir pasaj beni, Beyoğlu’nda bir kafe onu hatırlatırdı... Gördüğüm bir gün batımında yanımda olmasını isterdim. O da her zamanki gittiği yerde, Kitapça’da, hep aynı masada aynı ağacın altında beni beklerdi.

Peki ne oldu hikâye? o, ben gitmeden bir gün önce yataktan çıkamayacak kadar hasta oldu. Biletimin tarihini değiştirebilirmişim, fark etmedim.

Metronun Güvenpark çıkışından çıkmışım, koca park… aslında yolun karşısından çıkacaktım ama beceremedim. Hava güneşliydi; insanlar şezlong gibi uzanan banklarda yatıyordu. O bankları çok sevdim. Yönümü kaybettim, nereye gideceğimi bilemedim, Yüksel Caddesinde döndüm dolaştım... insan hakları anıtının fotoğrafını çektim, fıskiyenin kenarına oturup oje sürdüm. Üç kişi gördüm, gün bitti, dönüş yoluna geçtim.

Neydi olan biten? hiçbir şey olup bitemedi. En azından şehrinin benimle paylaşmak istediği sokaklarını gördüm. Yüksel Caddesinden Kitapça’ya nasıl gidilir, biliyorum artık.

Bize kalan, birbirimizi gördüğümüz iki şehrin bambaşka sokakları. Birbirimize göstermek istediğimiz pasajlar, sahaflar, çaycılar, ağaç altları, gün batımları ve gün doğumları. Denizler, Boğaz, Karadeniz, Kilyos…

Kalbimin her atışı kimlik kartım oldu şimdi. Ne korkuyorum ne gocunuyorum. Teşekkürler yazılan ve devam edecek olan hikâyeye!